Bir Garip Yönetim Stratejisi; “Ticket”

Bir Garip Yönetim Stratejisi; “Ticket”

Bizler teknoloji üreten ve yaygınlaştıranlar sürekli olarak ürettiklerimizle sosyal ve kurumsal hayatta sürat, erişilebilirlik ve yaygınlık için yeni fırsatlar oluşturduk. Ancak şahsi kanaatim; endüstri olarak teknoloji üretiminin regülasyonu ve yönetimi için gerekli altyapıları geliştirmekte yavaş kaldık.
Senelerce teknoloji geliştirmek için 1960’lardan kalma ve inşaat projelerinin yönetimi için kullanılan PMI, Prince gibi motomot ve endüstriyle ihtiyaçları ile çok örtüşmeyen metodolojilerin el üstünde tutulduğu için bir sertifikasyon furyası aldı başını gitti.
Daha sonra bu noktada bir darboğaz olduğunu gören Microsoft ve IBM gibi şirketler MSF ve Fastlane gibi farklı yönetim metotlarını geliştirdiler.
Fakat bu metodolojilerin efektif olmayan rol sayısı, mükerrer süreç fazlalığı ve iş birimlerinin isteklerindeki sürat ihtiyacı sebebiyle kullanılabilirliği hep kısa kaldı.
Uygulama geliştirme ve yaygınlaştırmadaki hız-esneklik ihtiyacı, yeni nesil platformlar ve geliştiriciler bütün bu ihtiyaçların çözümü için aslında temelleri 2001’de atılmaya başlanan “Agile” a yöneldi.
Temelinde birlikte çalışma, direkt iletişim, sürekli geliştirme ve esneklik unsurlarını “çapraz fonksiyon takımlarıyla” gerçekleştirmeyi barındıran bu prensipler bütününün uygulanabilirliği de kolay olduğundan bütün dünyada teknoloji geliştiriciler tarafından kabul gördü.
Daha sonra üretilen bu teknolojilerin direkt müşteri geribildirimleri ile geliştirilmelerine kesintisiz devamı, yaygınlaştırması, optimizasyonu ve yönetimi konusunda operasyon ekipleri ile güçlü ve sürekli bir çalışma yöntemi ihtiyacı hissedilince “DevOps” gibi bir dizi aracı da içeren metotlar yaygınlaşma eğilimine girdi.
Şahsi görüşüm kısa vadede geliştirme platformlarındaki yenilikler ve akıllı bulut ortamlarının yaygınlaşması ile birlikte bu tarz hibrit ara çözümlerin de ortadan kalkacağı yönünde. Tam otonom sistem yönetimi şu anki teknolojiler ile zaten rahatlıkla geliştirilebilir nitelikte.
Ancak benim dikkat çekmek istediğim konu bütün bu olan biteni pratiğe taşımaktaki eğilim.
İşim gereği Avrupa genelinde ve Türkiye’deki ilk 100 şirketin çoğunun CIO-CTO ve CDO’ ları ile sıkça mesai harcıyorum.
Batı Avrupa’da son 15 yıllık zaman diliminde en önemli gündemi platform dönüşümleri aldı. Teknolojiden ilk faydalanmaya başlamanın dezavantajları da diyebiliriz. Yani “Eski teknolojiye yeni numaralar öğretemezsiniz” mottosunun karşılığı bir yerlerde yaşandı aslında.
Hala çevik geliştirme ve yaygınlaştırma için altyapının oluşturulma süreci zaman alsa da başarabilenlerin de en büyük problemi organizasyonlardaki geçmişten kalan katı bürokrasi anlayışının halen varlığını sürdürüyor olması.
Doğu Avrupa bu konuda daha şanslı, hem farklı pazarlara verdikleri dış kaynak servisleri, hem daha yeni altyapılara sahip olmaları bu konuda ilerlemelerine, uyumlu ve gerekli insan kaynağını oluşturmalarına yardımcı oluyor.
Bizde ise durum çok daha farklı ne yazık ki.
İnsan kaynağımız ne sayı, ne de birikim olarak ne yazık ki olması gerektiği noktada.
Teknoloji yönetiminde köklü, yenilikçi ve ortak çalışmanın esas olduğu yapılara süratle geçilmesi gerekiyor.
Çevik ve hızlı teknoloji üretimi için yapılan çalışmalar oldukça münferit ve göstermelik kalıyor bu nedenle. “Eğitim aldık”, “Bir iki seminere gittik” ve “Bizde çok iyi DevOps’cular var” sözlerinin ötesi pek görülebilir değil.
Teknoloji yönetiminin organizasyonlar içerisindeki en büyük problemlerinden olan “ölçülebilirlik” ile değişim ihtiyacının baskısı sonucunda eser miktarda defaktolar oluşuyor.
Son iki-üç senedir teknoloji yönetiminin ölçümlenmesi bir yana neredeyse proje yönetimi için bile yardım masası ve destek uygulamalarının “ticket” larının kullanımı gibi gudubet bir furya var ki, dünyada başka örneğine rastlamış değilim.
“Dijital dönüşüm” bugün henüz ülkemizdeki şirketler için vücut bulma ihtiyacı duymamış güzel bir pazarlama kavramı gibi görünüyor olabilir.
Ancak çok yakın gelecekte ve çok kısa bir zaman zarfında neredeyse bütün organizasyonların propagandadan çok fiili ana gündem maddesi olacağı kesin.
Bu durumda organizasyonun ana faaliyetleri ile ilgili stratejik teknolojik geliştirmelerini açılıp kapanan ticket sayısı ve süreleri ile yönetim kuruluna izah etmek biraz zorlayıcı olabilir.
Son yaşadığımız süreç de bize gösterdi ki ülke olarak daha çok nitelikli üretim yapmaktan başka bir çıkış yolumuz yok.
Peki bunun için gerekli optimum yönetim platformu nasıl sağlanabilir?
O da önümüzdeki ayın konusu.

Categories: GÖRÜŞLER

About Author

Write a Comment

Your e-mail address will not be published.
Required fields are marked*