Dünya genelinde politikadan ekonomiye her alanda ülkelerin gittikçe içlerine kapanmaya başladıkları bu zaman dilimi içerisinde, bilhassa büyük şirketlerinin geçmişte küreselleşmenin yegâne nimetlerinden serbest dolaşım alanı kabiliyetlerinde daralma yaşadıklarını görüyoruz.

Epeyi bir süredir bütün dünyada yükselmeye başlayan veri sahipliği bilinci, teknolojinin belirli seviyede dünya geneline yaygınlaşması ve veri işleme kabiliyetinin sağladığı avantajlar küreselleşmenin lokomotifi olan teknoloji şirketlerinin farklı coğrafyalarda sorgulandığı senaryoları önümüze getiriyor.

O kadar çok boyutlu ve istismara açık bir alandan söz ediyoruz ki; özellikle bizimkisi gibi siyasetten ticarete toplumun önemli kesiminin rasyonaliteden çok popülizmle beslendiği ülkelerde kantarın topuzunu kaçırmak oldukça basit ve bir o kadar da geleceğimiz açısından tehlike arz ediyor.

En başından şunu belirtmek isterim. Yıllardır işi gücü veri ve veriye dayalı nesnel bilgi olan biri olarak kritik verinin kıymetinin, hangi koşullarda muhafaza edilmesi gerektiğinin ve ne kadarının ne tür yönetişim politikalarıyla politikaları ile işlenip paylaşılması gerektiği ile ilgili yüksek hassasiyete sahibim.

Fakat aynı zamanda işletmelerimizin kurusıkı hamaset ile teknolojik prangalarla dünyadaki rakiplerinden geri bırakılması veya dünya standartlarında teknolojiler üretme sorumluluğuna sahip teknoloji şirketlerimizin regülasyon silahı ile kolaycılığa yeltenmeleri tasvip ettiğim durumlardan değil.

Geldiğimiz nokta itibariyle dünyanın genelinde teknoloji şirketleri üzerinden yürütülen bir iktidar mücadelesi görüyoruz. Bir tarafta Çin menşeili şirketleri ne pahasına olursa olsun dışarıda tutmaya çalışan ABD, öte taraftan her türlü teşvik mekanizmasına sahip olduğu halde bir türlü ABD şirketleri kadar başarılı ve büyük organizasyonlar kuramayan ve sırf bu sebepten regülasyon adı altında neredeyse her ay milyarlarca dolar ceza ile rekabet avantajı oluşturmaya çalışan Avrupa Birliği var.

Bütün bunların üzerine servis şirketlerine dönmeye çalışan teknoloji şirketlerinin en önemli hammadde ihtiyacı olan kullanıcı verisini yıllar yılı web şirketlerine kaptırmış olmanın verdiği pişmanlıkla ortaya çıkan aksiyon ve söylemleri mevcut.

Peki bütün bunlar şirketlerimiz için ne anlama geliyor?

Öncelikle son birkaç yıldır teknolojinin ölçek bağımsız bütün işletmelere eşit ve makul fiyatlarla dağıtımı için önemli bir araç olarak görülen büyük bulut servislerinin yaygınlaşmasında verinin işlenmesi ve saklanması ile ilgili muhtemel kısıtlar sebebiyle sert bir yavaşlama göreceğiz.

Platform tabanlı bulut servislerinin tasarımı ve hizmet olarak sunulması oldukça kompleks bir iş. Amazon, Microsoft, Google veya Salesforce gibi hizmet sağlayıcılarının sunduğu bulut servislerinin muadilinin yerel kaynaklarla sağlanması Türkiye dahil birçok Avrupa ülkesi için bile gerçekçiliğin oldukça dışında.

Hal böyleyken iki seçenek geliyor önümüze, ya veri ve uygulamaları tümüyle organizasyon içerisindeki kaynaklarda tutmak gerekiyor ki; bu oran şu an Avrupa ve Asya bölgesi için %60’a yakını için böyle. Ya da regülatörlerin istekleri doğrultusunda bu servis sağlayıcılar lokal veri merkezleri ile hizmet vermeye başlayacaklar.

SPK’nın yeni yönetmeliği ve muhtemelen bu sene sonuna doğru ilk taslağı çıkması beklenen Açık Veri direktifleri bu durum için fiiliyata sebep olacaktır. Veri stratejinizi bu doğrultuda oluşturmanızda fayda var.

Öte yandan bütün bu servislerin basit hosting ve IAAS uygulamalarından çok ötede olduğu farkındalığıyla organizasyonunuz için “Ülkenin verisi ülkede kalsın” pazarlama metaforunun ötesinde değerlendirme yapmanız ve teknolojik rekabetteki getirilerinize odaklanmanız önemli unsur.