Güncel tehdit: Fidye Yazılımlar!

Güncel tehdit: Fidye Yazılımlar!

Bir tehdit unsuru olarak fidye yazılımlar Türkiye’de hangi boyutta? Fidye yazılımları önlemek için neler yapılmalı? Peki, artık bireysel kullanıcılara kadar sıçrayan bu zararlılar nesnelerin internetinin geleceğini nasıl etkileyecek? Bütün bu sorulara önde gelen kuruluşların CIO’ları ile yanıt aradık!

Derya COŞKUN SAYIN
Günümüzün en büyük tehditlerinden biri olan fidye yazılımlar, artık yalnızca küçük ve orta ölçekli işletmelerin değil, büyük şirketlerin hatta bireysel kullanıcıların da korkulu rüyası haline geldi. Bu saldırıların büyük çoğunluğu sıklıkla kullanılan e-mailler ve internet trafiği üzerinden gelirken, güvenlik zincirindeki kritik halkalardan biri olan çalışanların da bu zararlılara karşı eğitilmesi büyük önem taşıyor. Bir ‘kolay para kazanma yöntemi’ olarak fidye yazılımlar daha çok e-postaları taklit yoluyla yayılırken, şifrelenen dosyaların önemi de göz önünde bulundurulduğunda kurbanların talep edilen fidyeyi ödemeleri kaçınılmaz oluyor.
Türkiye’de her geçen gün sayısı hızla artan bu tür yazılımlar için henüz gerçekleşmeden önlem alınmasına işaret eden uzmanlara göre, salt olarak veri tabanının yedeklenmesi de saldırıların boyutu azaltmıyor. Özellikle bankaların, holdinglerin ve perakende şirketlerinin gündeminde olan fidye yazılımları, söz konusu sektörlerde faaliyet gösteren önde gelen kuruluşların CIO’larına sorduk…

Cengiz Holding

Risk altındaki cihazların yedeklerinin farklı bir lokasyona alınması veri kaybını azaltacaktır!
Cengiz Holding CIO’su Sinan Özkan fidye yazılımlar konusunda şu değerlendirmeyi yapıyor: “IT tarafındaki en önemli stratejimiz çalışanlarımızı periyodik olarak güncel tehdit veya fidye e-mailleri hakkında bilgilendirmek. Bunu yaparken teknik olmayan kısa e-mailler yazarak, içeriğinde de görsel örnekler vermeye çalışıyoruz. Antivirüs ve güvenlik duvarı yazılım ve güncellemeleri de zaten sürekli kontrol ediliyor. Günümüzde virüs içeren e-mail yollayarak sistemlere erişilmesi eskiye nazaran daha zor. Çünkü teknoloji geliştikçe her ne kadar yeni yöntemler çıksa da önlemleri de çok hızlı şekilde alınıyor. Bu yüzden virüs eki içermeyen e-mailler ile sadece yeni oluşturulmuş bir alan adı ile henüz kara listeye girmemiş bir link verilerek birtakım işlemler yapılmaya çalışılıyor. Sistemler de e-mailde bir virüs olmadığı için, verilen linkte kara listede olmadığı için kullanıcıya iletiyor bu e-postayı. Buradaki en büyük açık, insanların zafiyetinden bir anlık dalgınlıklarından faydalanmaya çalışmak. Daha mobil çalışma veya bulut teknolojisinin, gerekli yazılımsal ve donanımsal önlemler alındığı takdirde herhangi bir farkı yok. Güncel olaylar, insanları şaşırtacak içerikler ve güvenilir bir kurumdan gelmiş gibi gösterilen e-mailler ile kullanıcılar kandırılmaya ve linke giriş yapmaya yönlendiriliyor. Bunu da engellemenin en iyi yolu sistemsel olarak güvenlik önlemlerini alarak kullanıcılara da arada sırada bilgilendirme ve hatırlatma yapmak diye düşünüyorum. Günümüzde IP alan her cihaz tehdit altında diyebiliriz, teknolojik dönüşüm arttıkça yeni açıklar da ortaya çıkacak. Dolayısıyla internete açık olan her cihazın açıklarının olması riski var ve bu açıklardan yararlanmak isteyen yazılımlar da çıkacak. Fakat yukarıda da belirttiğim gibi özellikle fidye yazılımlarında kullanıcıların bilinçlendirilmesi alınacak ilk önlem. Çünkü kullanıcı bir aksiyon almadıkça fidye yazılımları da çalışmaz. Bu noktada, salt olarak veri tabanının yedeklenmesi fidye yazılım tehdidinin önüne geçmez. Criptolog tarzı bir virüs ile karşı karşıya kalıp bilgisayarınızdaki tüm dosyalar şifrelendiyse aldığınız yedeklerden geri dönme şansınız olabilir. Tabii bu kez de elinizdeki yedeklerin güncel olması gerekir. Çoğu zaman günlük alınmış yedekler geri yüklenebilir ama sürekli yapılan bir veri akışı varsa ve anlık olarak yedeklenmiyorsa o zaman mutlaka veri kaybı olacaktır. Özellikle risk altındaki cihazların yedeklerinin bulunan ağdan farklı bir lokasyona aksatmadan alınması da veri kaybını en az hasarla atlatmak için bir önlem olabilir.”

AnadolubankŞifreleme tekniklerinin çok güçlü olması kurumları fidye ödemeye mahkûm bırakıyor
Anadolubank Bilgi Teknolojileri Bölümü Genel Müdür Yardımcısı Tunç Bergsan ise konuyla ilgili şöyle konuşuyor: “Her şeyden önce en önemli koruma kalkanı olarak kullanıcı farkındalığını maksimum seviyeye çıkarma noktasında çalışmalar yapılması gerekiyor. Teknolojik olarak ne kadar önlem alırsak alalım, en zayıf halka olan kullanıcılarımızı sürekli eğitmek, sosyal mühendisliğe yönelik tatbikat çalışmaları ile bilgilerini taze tutmak çok önemli. Teknoloji tarafında ise, güvenlik denildiğinde akla ilk gelen güvenlik duvarı, IPS ve antivirüs uygulamaları gibi standart korunma yöntemleri, gelişen siber saldırılara karşı yetersiz kalıyor. Saldırganlar, atak vektörlerini sürekli değiştirdikleri için, imza tabanlı çözümler sistemlerinizi ve verilerinizi güvende tutmak konusunda yeterli güvenceyi veremiyorlar. SSL ile iletilen trafiğin de standart konfigürasyonlarda tehditlere karşı izlenemiyor oluşu IT yöneticilerini endişelendiren bir başka durum. Bu yüzden, sıfırıncı gün ataklarına karşı APT sandbox mimarileri, hatta mümkünse sadece izin verilen uygulamaların çalışmasına izin verecek application whitelisting çözümlerine yönelmek gerekiyor. SSL ile iletilen inbound ve outbound tüm trafiği de SSL decryption cihazları ile analiz etmek şart. Siber saldırganlar da, zayıf halka olan kullanıcıya yönelik atakların finansal getirisinin yüksek olduğunu gördüler. Black market dediğimiz piyasalarda, fidye yazılımların herkes tarafından ulaşılabilecek şekilde satışa sunulduğu, hatta yazılımı yazan kişilerin vaka başına komisyon aldıkları bir ekonomi oluşmuş durumda. Şifreleme tekniklerinin güçlü olması ve şifrelerin çözülemiyor oluşu da kurumları fidye ödemeye mahkûm bırakıyor. Kullanıcı bilgisayarlarına adreslenmiş bulut depolama alanları, fidye yazılımların kurbanı olduğunda, o alanlara paylaşım yoluyla erişen diğer kişilerin de etkilenmesi söz konusu oluyor. Bu sebeple, hizmet almadan önce iyi bir güvenlik denetimi gerçekleştirmek ve bu denetimleri sıkça tekrarlamanın şart olduğunu düşünüyorum. Geçtiğimiz günlerde izlediğim bir dizide, evindeki tüm cihazları internet üzerinden yönetilebilen bir politikacı, siber saldırganların hedefi oluyordu. Bir anda televizyonun sesi sonuna kadar açılıyor, klimalar evi 4,5 derecede tutuyor, telefon ve internet çalışmadığı için teknik servise ulaşılamıyor, politikacı duş alırken su çok sıcak olduğu için haşlanma tehlikesi yaşıyordu. Politikacı, sonunda evini terk etmek zorunda kalıyor ve hacker’lar bu eve girerek, orayı bir üs haline getiriyordu. Şu an bu bir kurgu gibi görünse de, gerçek olması çok uzak değil. Nesnelerin interneti, sadece fidye yazılımların değil, çok farklı atak vektörlerinin de odak noktası haline geldi. Öte yandan, yalnızca veritabanlarının yedeklenmesi bu anlamda kesinlikle yeterli değil. Sonuçta; duruma geniş açıdan baktığımızda dünyada veri olarak kabul ettiğimiz bilginin çoğu veritabanlarında durmuyor. Veritabanı ve iş uygulamalarının sorunsuz çalışmakta olması böyle durumlarda bir teselli olmayacaktır.”

BahattinSayıFidye yazımlara karşı en iyi yol farklı güvenlik önlemlerini koordineli kullanmaktan geçiyor
Burganbank Bilgi Teknolojileri Güvenlik ve Risk Yönetimi Bölüm Başkanı Bahattin Nuri Sayı’nın ise konuyla ilgili düşünceleri şöyle: “Konvansiyonel güvenlik ürünlerinin belirli bir olgunluğa erişmesi zararlı yazılım piyasasında da yeni arayışların ortaya çıkmasına neden oldu. Tek bir güvenlik açığını değil, farklı güvenlik açıklarını bir arada suiistimal edebilen, kuruma ve hedefe özel olarak değiştirilmiş, gelişmiş tehditler ortaya çıktı. Zararlı yazılımların hedefe dönük olması, sadece tanıdığı zararlıları tespit edebilen imza tabanlı güvenlik sistemlerini geçebilmelerine imkân verdi. Güvenliğin en zayıf halkası olan insan üzerine tekrar yoğunlaşıldı. Oltalama saldırıları ve farklı sosyal mühendislik yöntemleri ile son kullanıcılar üzerinden sistemlere sızan zararlı yazılımlarda artış görüldü. Çeşitli suiistimal yöntemlerini bir arada kullanan bu zararlı yazımlara karşı en iyi yol farklı güvenlik önlemlerini bir arada ve koordineli olarak kullanmaktan geçiyor. Alınması gereken önlemler arasında; imza tabanlı konvensiyonel sistemler ile yetinmeyip davranışsal analiz yapabilen güvenlik ürünlerinden, Anti-APT/sandbox sistemlerinden faydalanmak, Firewall, gateway, sandbox, IDS, End-point AV gibi çeşitli güvenlik sistemlerinin birbirleri ile olan entegrasyonunu artırmak ve kullanıcının güvenlik farkındalığını düzenli olarak ölçmek ve geliştirmek sayılabilir.
Artık sadece bilgisayarlarımız değil, tabletlerimiz ve cep telefonlarımız da en hassas kişisel bilgilerimizi sakladığımız, finansal işlemlerimizi gerçekleştirdiğimiz, bizi internete ve sosyal topluluklara bağlayan hayatımızın vazgeçilmez birer parçası haline geldi. Bu da mobil cihazlarımızı hem kişisel, hem de kurumsal olarak bizler için çok daha değerli hale getirdi. Bu değerli varlık üzerinden haksız kazanç elde etmek isteyen kötü niyetli kişiler fidye kavramını sanal ortama taşıdılar. Bu yöntemle büyük kazançlar elde edilebildiğinin fark edilmesi kısa sürede fidye isteyen zararlı yazılımların artmasına neden oldu. Aslında zararlı yazımların ortaya çıkmasında pek çok motivasyon var. Maddi kazanç elde etmek, siyasi amaçlar, sanayi casusluğu, ülkeler arası rekabet bu motivasyonlardan birkaçı! Fidye yazılımlarının maddi motivasyon nedeniyle ortaya çıktığını görüyoruz. Nesnelerin interneti tarafında ise bekleyen tehditler arasında sadece fidye yazılımların değil biraz önce saydığımız sebeplerle ortaya çıkan zararlı yazımların etkili olacağı bekliyoruz. Nesnelerin interneti gibi birbirleri ile daha çok iletişimde bulunan sistemlerini koruyabilmek için; birbirleri ile daha çok iletişimde bulunabilen güvenlik sistemlerine ihtiyaç artacak. Bu anlamda; her hangi bir tehdide karşı en önemli aksiyon önlemek denilebilir. Veri tabanının yedeklenmesi bir önlemden ziyade, karşılaşılan zararı azaltmaya dönük hazırlık yapmak amacını taşıyor. Sürekli kendini geliştiren tehditler için alınan güvenlik önlemlerini sürekli geliştirmek, hep bir adım önde olmaya çalışmak ve öncelikle zarar görmemeyi hedeflemek gerekiyor.”

tBANKSosyal mühendisliğe karşı bilinç oluşması ile tehditlerin ortaya çıkması daha zor hale geldi
T- Bank BT Otomasyon ve Altyapı Yönetimi Müdürü Nuri Küçükler’in ise fidye yazılımlar noktasında görüşleri meslektaşları ile örtüşüyor. Küçükler, konuyla ilgili şu değerlendirmeleri yapıyor: “BT teknolojileri hiç durmadan gelişiyor. Bu gelişmeyle paralel olarak tehditler de gelişiyor. İki taraf da bu gelişmelerde birbirini tetikliyor. Benim kişisel düşünceme göre, BT stratejisi sürekli iyileştirme şeklinde olmalı. Bu iyileştirmelerin mutlaka teknolojiye yatırım anlamında değil, farkındalık yaratma ve olası tehditlerin ortaya çıkmadan önlenmesi şeklinde de olması gerekiyor. Teknoloji kullanımının artması ve sosyal mühendisliğe karşı kurumlarda bilinç oluşmaya başlamasıyla birlikte, bilgi çalmaya yönelik tehditler oluşturmanın daha zor hale geldiğini düşünüyorum. Bu şekilde tehdit kaynakları kişilere ve küçük kurumlara yönelmeye başladı. Öte yandan, şirketlerin mobil olarak operasyonları yönetmesinin ve bulut teknolojisinin doğrudan fidye yazılımları tetiklediğini düşünmüyorum. Olumlu etkilemeyeceği kesin, ancak olumsuzluk anlamında da ciddi bir etkisi olacağını düşünmüyorum. Bilgisayarlar ilk ortaya çıktığı günden beri tehditler de ortalıktaydı ve şimdiye kadar ciddi bir olumsuzluk oluşturamadılar. Bundan sonra da bilgi teknolojilerinin gelişmesini geri bırakamazlar. Sadece uzmanların daha fazla çalışmasına yol açacaklardır. Bu noktada genelden farklı olabilecek bazı görüşlerim de var; tehditler bilgi teknolojileri uzmanlarını sürekli uyanık ve zinde tutuyor. Tehditler olmasaydı, bilgi teknolojileri daha durağan olabilirdi. Veritabanını yedekleme noktasında ise, günümüzde veritabanının değil bir gün öncesinin yedeği, 5 dakika öncesinin yedeği bile çok eski olabilir. Yedekleme mutlaka olacaktır, ancak anlayış tehdidin zararını gidermek değil, tehdidi önlemek olmalı.”

Hakan AranTrafik ışıklarını karıştırıp şehirde kaos ortamı yaratan fidye yazılımların ortaya çıkması olası!
İş Bankası CIO’su Hakan Aran ise, konuyla ilgili şu değerlendirmelerde bulunuyor: “Bu konuda öncelikle farkındalık çalışmaları yapılması, tüm aktörlerin tehditler, önlemler ve yapılacaklar konusunda bilinçlendirilmesi önemli. Bu alanda yetkin bir güvenlik ekibi oluşturulması ve kurumlar arası işbirliklerine gidilmesi sorunla baş etmek için IT tarafında atılması gereken bir diğer önemli adım diye düşünüyorum. Teknik tarafta yapılacaklara gelirsek, altyapının güvenlik kontrol noktaları açısından katmanlı ve ağ tasarımının alt ağlara bölünmesi başlangıç noktası olarak düşünülebilir. Son kullanıcı bilgisayarları açısından bazı güvenlik yazılımlarının fidye yazılımlarına karşı daha başarılı olduğu gözleniyor. Mümkünse bu tip yazılımlara geçilmeli. Öte yandan; tüm saldırı ve tehditlerin engellenmesi mümkün olamayabileceğinden vaka izleme ve tespit yetkinlikleri geliştirilerek hızlı tepki verilmesine dönük yapılanmalar da bu işin olmazsa olmazı. Günümüzde artan mobil teknolojilere paralel olarak tüm akıllı cihazlar zararlı yazılımların hedefi haline geldi. Öte yandan; fidye yazılımlarının artmasında Bitcoin gibi sanal paralarla, takip edilmesi hemen hemen imkânsız şekilde ödeme yapılabilmesinin bu artış eğilimini desteklediği de görülüyor. Aslında genç ve eğitimli nüfus bazında tüm dünyada işsizliğin artması, mevcut dünya düzeninin yarattığı eşitsizlik ve adaletsizlik iklimi, refahın dengesiz dağılımı teknolojideki hızlı gelişme ile birleştiğinde siber güvenlik sorunlarının daha da artması beklenmeli. Nesnelerin interneti tarafında ise durum benzer özellikler taşıyor. Kurumlar ve nesneler açısından güvenli API yönetimi platformları öne çıkmaya başladı. Otomobilinizin veya televizyonunuzun çalışmasını engelleyen, trafik ışıklarını veya sürücüsüz araç yazılımlarını karıştırıp şehirde kaos yaratan fidye yazılımları gibi yeni türlerin ortaya çıkması olası. Üreticilerin nesnelerin internetini kullanan ürün ve servislere yönelmeden önce kendi platformlarının güvenliğini sağlamaları gerekmekte… Yaygın üretim sistemlerinde kullanılan otomasyon platformları da izole ağlardan çıkıp nesnelerin internetine katıldıkları andan itibaren önemli risklerle karşı karşıya kalacaklar diye düşünüyorum. Bu tip sistemlerin çok güncellenmedikleri ve güvenlik açısından iyi korunmadıkları biliniyor. İzole olmanın avantajını kaybettikleri ve nesnelerin internetine katıldıkları anda önemli tehditlerle karşı karşıya kalınacak. Bu noktada salt veri tabanının yedeklenmesi elbette tehditlerin önüne geçmez. Zira bu tehdidin gerçekleşmesi durumunda sadece veri kaybı değil, aynı zamanda mevcut operasyonların engellenmesi, hatalı çalıştırılması ya da yavaşlatılması mümkün olacaktır.

yapı kredi sinan özerBireylerin ve kurumların operasyonlarını mobil olarak yapması atak düzeyini artırıyor
Yapı Kredi Altyapı ve Operasyon Grup Direktörü Sinan Özer de şunları söylüyor: “Şirketlerin iş ve bilişim teknolojileri stratejileri ile uyumlu bir güvenlik stratejisi geliştirmesi önemli. Stratejinin engelleyici güvenlik önlemlerine öncelik verecek şekilde oluşturulması gerekiyor. Çevik bir güvenlik yönetim ekibi oluşturulmasının da önemli olduğunu düşünüyoruz. Özdeğerlendirme ve denetim yolu ile kurumların güvenlik olgunluk seviyesini, güçlü ve zayıf alanlarını sürekli olarak bilmesi gerekiyor. Güvenlik risklerini ve gereksinimlerini doğru önceliklendirerek optimum maliyet ile yönetmeli. Gelişen atak türlerini ve tüm zafiyetleri iyi analiz etmek ve zamanında önleyici güvenlik önlemlerini almak da çok faydalı olacaktır. Son dönemdeki siber saldırılar karmaşık ve hedef odaklı gerçekleşmeye başladı. Bu nedenle çevik bir BT Güvenlik Yönetimi gerekiyor. Yeni nesil güvenlik çözümlerinin entegre çalışması ve yeteneklerinin etkin bir şekilde kullanılması, devamlı olarak güvenlik olaylarının takibi ve izlenmesi, engellenemeyen güvenlik olaylarına anında müdahale edilmesi ve kurum içi iletişim/koordinasyon çok önem kazandı. Ayrıca düzenli olarak güvenlik testlerinin yapılması ve tespit edilen bulguların hızlı çözülmesi önem arz ediyor. Güvenlik zincirindeki en kritik halka insan! Dolayısıyla çalışanlarımızın bilgi güvenliği farkındalığını artırmak bir zorunluluk haline geldi. Bu alanda klasik eğitimler yerine daha yaratıcı, çalışanları yönlendiren çözümler daha verimli sonuçlar almaya yardımcı oluyor. Ayrıca güvenlikle ilgili ekosistemdeki tüm oyuncuların belli insiyatifleri alması gerektiğine inanıyoruz. Örneğin; güvenlik çözüm ve hizmeti sunan firmalar bu sürecin önemli bir parçası. Diğer yandan akademik çevrelerin siber güvenlik sektöründeki uzman ihtiyacını karşılamak için önemli adımlar atması gerekiyor. Bu konuda çalışmalar var ama yeterli değil. Özellikle siber güvenlik konusunda sektörde deneyimli uzman açığı var. Bu konuda üniversitelere önemli görevler düşüyor. Fidye yazılımların özellikle 2015 yılı sonrasında hızla artış göstermesini ‘etkin bir saldırı türü’ olmasına bağlıyoruz. Kullandığımız tüm sistemler, elektronik olarak veri barındırıyor. Elektronik ortamdaki veri hayatımızın en önemli varlıklarından birisi haline gelmiş durumda. Dijitalleşme ile birlikte kâğıt ortamda bilgi saklamıyoruz, tüm verileri elektronik ortamlarda tutuyoruz. Bireylerin ve kurumların operasyonlarını ve işlerini mobil olarak yapması atak düzeyini artırıyor. Veriye ulaşılmayınca iş yapılamaz hale geliyor. Nesnelerin interneti tarafında ise siber güvenlik en öncelikli konu haline gelecektir. İletişim halinde bulunan cihaz sayısı artacak, cihazların birbirleri ile iletişim halinde olmaları vesilesi ile transfer edilen veri miktarı önemli ölçüde artış gösterecek, verinin içeriği de çok kritik olacaktır. Bu nedenle veri güvenliği birinci öncelik olacak. Nesnelerin interneti ortamında veri güvenliğinin direk veya dolaylı sonucu olarak kişilerin hayatlarına dokunan çok önemli etkileri de söz konusu olacağı için bu alana güvenlik yatırımlarının artması bir sürpriz olmayacaktır. İletişim halindeki cihazların yetkisiz erişimlere karşı güvenli hale getirilmesi, transfer edilen verinin bütünlüğü, kimlik doğrulama, kriptoloji konuları, cihazlar üzerinde muhafaza edilen verinin güvenliği çok önemli olacak.

MUDONesnelerin internetindeki hızlı büyüme ile saldırıların etkilerini IoT tarafında da görebiliriz!
MUDO CIO’su Rasim Manavoğlu ise fidye yazılımlarla ilgili düşüncelerini şöyle aktarıyor: “Ne kadar gelişmiş güvenlik sistemleri kullansak da yeni saldırılar karşısında sistemler yetersiz kalabiliyor. Bu noktada IT’nin yeni saldırı ve tehditleri yakından takip edip, her bir saldırı ve tehdit için bir aksiyon planı oluşturması gerekiyor. Bu aksiyon planı içerisinde kullanıcıların eğitimi ve bilgilendirilmesi oldukça kritik! Günün sonunda güvenlik sistemlerini bir şekilde aşan saldırılar kullanıcıların farkındalığının olmasıyla da engellenebilir. Bu noktada yeni saldırı ve tehditlerle ilgili olarak kullanıcıların bilgilendirilmesi ve eğitimi bu saldırı ve tehditlerin önüne geçmede yardımcı olacak. Fidye yazılımını geliştirenler için bu işin hızlı ve kolay para kazanma yolu olması zaman içerisinde bu tarz tehditlerin farklı kanallarda artarak yer almasında etkili olduğunu düşünüyorum. Gün geçtikçe artan ve daha sofistike hale gelen bu tehditler IoT tarafındaki hızlı büyüme ile birlikte bu alana da sıçraması, mevcutta gördüğümüz etkileri IoT tarafında da görmemiz olası. IoT tarafında da birbirine bağlı nesnelerin sayısını ve birbirine bağlanan nesnelerin sayısındaki hızlı artışı düşündüğümüzde burada da büyük bir tehlike söz konusu. Bu noktada da tek başına yedekleme fidye yazılım tehdinin önüne geçmede yeterli olmayacak. Yedekleme daha çok fidye yazılımlar çalıştıktan sonra kayıpları en aza indirgemede yardımcı olacak. En son teknoloji ve sistemleri de kullansak burada yine kullanıcıların eğitimi ve onların bu konudaki farkındalığı oldukça önemli. Doğru çözümlerle birlikte bilinçli ve eğitimli kullanıcılar fidye yazılım tehdidinin önüne geçecektir.”

Categories: DOSYA KONULARI

About Author

Write a Comment

Your e-mail address will not be published.
Required fields are marked*