‘Lojistik’in devasa depoları robotlara mı emanet ediliyor?

‘Lojistik’in devasa depoları robotlara mı emanet ediliyor?

Lojistik sektörünün itici gücü Endüstri 4.0 heyecanı sektörün önde gelen CIO’larını da sarmış durumda… Robot teknolojiler, Nesnelerin İnterneti, Yapay Zekâ teknolojileri… Tüm yeni nesil çözümler lojistik sektörüne, dijital dönüşüm yolculuğunda eşlik etmeye devam ediyor.
Derya COŞKUN SAYIN
Dijital dönüşümle birlikte endüstride konuşulmaya başlayan devrim akıllı teknolojilerin de kapısını açtı. Tüm çalışma süreçlerini akıllı hale getiren bu yeni çözümler, kısa sürede lojistik sektörünün de faaliyet alanında yer almaya başladı.
Sektör için önemli rol oynayan Endüstri 4.0, günümüzde işletmelere dijital ve akıllı bir üretim tesisinin yanı sıra dağıtım ağını da beraberinde getirdi. Bu kapsamda; dönüşen lojistik sektörünün yeni nesil teknolojilerini ve ‘akıllı’ lojistiği, sektörün önde gelen IT liderleri ile konuştuk…

Yeni teknolojiler lojistikte daha az insan ile iş yapabilmenin yolunu açtı
Horoz Lojistik Bilgi Sistemleri Direktörü Uğur Duman, lojistiğin özünde deyim yerindeyse çözüm üretme sanatı olduğunu belirterek söze giriyor. “Lojistik sağlayıcılar olarak her yeni günde nasıl daha iyi yapabiliriz araştırıyoruz. Bu yolda bizim en önemli yardımcımız teknoloji olmaktadır. Horoz Lojistik olarak 75 yıldır sürdürdüğümüz kendi yolumuzu çizme ve sektörü geliştirme yolculuğunda teknolojiyi kullanmak hep önceliğimiz olmuştur” diyen Duman, bugün internetten alınan bir ürün için dahi sürekli olarak nerede olduğunun sorgulandığını hatırlatarak, “Geçmişte bu bilgi üretilse bile bizlere ulaşamadığından sakin sakin beklerken şimdi her aşamadan haberdar olmak istiyoruz. Bu ihtiyacı karşılamak için bizlerde teknolojiye günün koşulları içerisinde yatırım yapmaya devam ediyoruz. Geçmişte sahada teslim bilgisinin toplanması bile günler alırken şimdi anlık bilgi paylaşılabilmektedir. Bunun bir sonraki aşamasını da yapmak için çalışıyoruz. O zaman bir gün önceden randevulaşma ve teslim saatini belirlemek yüksek oranlarda belli olabilecek” diye konuştu.
Lojistik sektöründe robot teknolojilerin varlığına da değinen Uğur Duman, burada yalnızca fiziki robotların düşünülmemesi gerektiğini, sistemlerin de birbirleriyle artık daha fazla konuştuğunu ifade etti. Duman şöyle devam etti: “Geçmiş verilere baktığımızda 10 yıl öncesine göre EDI sistemlerimizden geçen veri yüzde 1500 artmış durumda. Artık müşterilerimiz daha fazla entegrasyon yapmaktadır. Geçmişte yüzde 2-3 seviyesinde olan EDI yolu ile gelen veri bugün yüzde 98 oranlarına çıkmıştır. 10 yıl önce ortalama 2 gün olan teslim bilgisinin sisteme girilme süresi mobil teknolojilerin kullanılmasıyla bugün saniye seviyesine inmiştir. Teknolojiler sektörümüzde daha az insan ile işlerimiz yapabilmenin yolunu açarken mevcut çalışanların da daha donanımlı olması zaruretini doğurmuştur. Bu kadar çok teknoloji kullanımı, otonom sistemler, sistemin ürettiğinin ve yaptığının doğru kabul edilmesi güvenlik risklerini artırmaktadır. Bir taraftan bilgiyi korumaya çalışırken diğer taraftan onu yaymanız da gerekiyor. Aradaki ince hatta hepimizi zorlu bir yolculuk bekliyor.”
Sektörde üretilen verinin kendilerinin olduğu kadar müşterilerinin ve onların müşterilerinin de özeli olduğunu vurgulayan Duman, bu noktada en zayıf halkanın insan olduğuna işaret etti. Uğur Duman, “Gelecekte otonom kamyonlar, drone’lar veya bugün henüz keşfetmediğimiz yeni nesneler insan müdahalesi olmaksızın bu süreçleri gerçekleştirebileceği hayal ediliyor. O günler beklediğimizden de yakın olabilir. Lojistik firmaları her zaman teknolojik gelişmelere, değişen koşullara uyum sağlamışlardır. Bu yarında devam edecektir” diye konuştu.

Lojistikte fiziksel gücü alan robotlar çalışan sağlığı açısından önemli kazanç sağlıyor
Firma olarak tüm trendleri yakıdan takip ettiklerini söyleyen DHL Express Bilgi Sistemleri ve Teknolojileri Genel Müdür Yardımcısı Serdar Dilmen de “Bu kapsamda inovasyon merkezlerimizin sayısını Aralık 2015’te ikiye çıkardık. Almanya’daki merkezin yanı sıra Singapur’da bir merkez açtık. Bu merkezlerdeki 3 ana başlıkta çalışmalar yürütülüyor. Bir yandan günümüz sorunlarına çözüm üretiliyor, diğer yandan trendler takip ediliyor ve son olarak 2050 yılında lojistik sektörünün nasıl olacağına ilişkin vizyoner senaryolar geliştiriliyor” dedi.
Robot teknolojilerin lojistik sektörü için önemini ve avantajlarını da değerlendiren Dilmen, bu tür teknolojilerin en büyük getirisinin verimlilik olduğunu dile getirdi. “Bu teknolojilerle monoton işleri daha az hatayla yerine getirme şansımız oluyor ve bazı işleri direkt robotlara devrederek hız konusunda ilerleme sağlıyoruz” diyen Serdar Dilmen şöyle konuştu: “Bununla beraber DHL olarak odaklandığımız konulardan biri de çalışanlarımızın güvenliği ve sağlığı. Lojistik sektöründe fiziksel güç kullanımı önemli bir unsur. Yeni teknolojiler bu işleri robotlara aktararak çalışan sağlığı açısından önemli kazanç elde etmemizi sağlıyor. Yine robot teknolojileri ile her noktayı kontrol etme şansımız olduğu için iş kazalarının azalmasına katkıda bulunuyoruz. Aynı derecede önemli bir diğer etkisi ise monoton ve rutin islerin bu teknolojiler tarafından sağlanması. Böylece mevcut işgücü daha yetkin hale getiriliyor ve katma değerli işlerde kullanılabiliyor.”
İlerleyen süreçte, robot teknolojilerin insanların yerine geçerek lojistik sektörünü şekillendireceği yönündeki iddiaları nasıl yorumladığını sorduğumuz Serdar Dilmen, “Bu konuya sadece robot teknolojileri olarak bakmamak lazım. Benzer konular dünyada ortaya çıkan mega teknoloji trendleri sonrasında her zaman gündeme geliyor. İnternet yaygın olarak kullanılmaya ve dot.com şirketleri hızla çoğalmaya başladığı dönemlerde aynı endişeler mevcuttu. Şu an dönüp baktığımızda hikâyenin daha farklı geliştiğini düşünüyorum. Bence robot teknolojileri de benzer bir durum yaratacaktır. Bu bağlamda robot teknolojilerinin insanların yerini alacağı değil de ihtiyaçların değişeceğini ve farklı iş profili gerekliliklerinin oluşacağını söylemek doğru olur” dedi.

DHL bünyesinde geliştirilen geleceğin lojistik çözümleri örnekleri:
*Parcelcopter 3.0 (İnsansız Hava aracı): İlk jenerasyonu 2013 yılından bu yana Almanya’nın zor ulaşılan kırsal bölgelerinde teslimat için kullanılan Parcelcopter’in 3. nesli 2016 yılında Almanya’nın dağlık bölgesinde toplama ve teslimat yapabilir hale getirildi.
*Vision Picking (Akıllı Gözlükler): Normal şartlarda depo çalışanları istenen ürünleri bulmak için el terminallerini veya toplama listelerini kullanıyorlar. Şu anda yapılan pilot çalışmalarda ise bu işler için akıllı gözlükler kullanılıyor. Çalışanlar, ihtiyaç duydukları tüm bilgileri detaylarıyla beraber kendi retinasında görebiliyor. Bu şekilde siparişin olduğu yere kolaylıkla ulaşabiliyor ve gözlük sayesinde iki elini de rahatlıkla kullanıyor.
*Effi-Boat: (collaborative automated order picking): Yine depolardaki operasyonu daha hızlı ve verimli hale getirebilmek için geliştirilmiş bir çözüm. Görevliyi takip eden aracın içine sipariş edilen gönderiler ilgili raflardan alınarak yerleştiriliyor. Araç dolduğunda bir komut yardımıyla araç boşaltım noktasına gidip daha sonar tekrar görevlinin yanına dönüyor. Yukarıdaki yararların yanında en önemli artılardan biri de çalışan sağlığının korunması.
*Araba bagajına teslimat: Lojistik sektöründe yakın dönemde öne çıkan önemli trendlerden olan ve tüm perakende kanallarının entegre olması anlamına gelen omni chanel lojistiği alanında hızlı ve esnek teslimat beklentilerine yönelik olarak DHL Daimler iş birliğiyle bir çözüm geliştirdi. Bu uygulama ile Smart araç sahipleri online alışveriş sırasında teslimat adresini yazarken özel bir kod giriyor ve DHL kuryesi kendisine ulaşan kod ile kısa süreliğine araca erişim sağlayarak, paketi aracın bagajına bırakabiliyor.
*StreetScooter projesi ile yeşil lojistik alanında da liderlik ediyoruz. Ayrıca kendi yatırımlarımız olan eCOmmerce siteleri ile de pazarda farklı bir noktaya gelmeye çalışıyoruz.

Lojistikte IoT projelerinin kullanımında standartların henüz oluşmaması firmaları zorlayacaktır!
Pegasus CIO’su Barış Fındık ise, Pegasus’ta yer operasyonlarında IoT teknolojilerinin kullanımına yönelik projelerin başladığı bilgisini vererek, “Öncelikle apronda tüm araçların gerçek zamanlı olarak takibinin sağlanmasına yönelik çalışmalar devam etmektedir. Havaalanlarında konuşlandırılan antenler ile uçakların havadaki ve yerdeki konumları mevcutta takip edilebilmektedir. Bu iki değerli bilginin birleşimi ile uçak ve yer araçlarının doğru zamanda doğru yerde bir araya gelebilmelerine yönelik lojistik optimizasyonlar gerçekleşecektir. Bunun yanı sıra bakım teknisyenlerinin de kullandıkları tabletler aracılığı ile aprondaki konumlarını biliyor olacağız. Onlar da benzer şekilde bakım amaçlı olarak en optimum şekilde uçaklara gerekli bakımlar için yönlendirilebileceklerdir” dedi.
Günümüzde havacılık sektöründe robot teknolojilerin kullanımına da değinen Fındık şöyle devam etti: “Robot teknolojilerinin uçakların yapısal hasarlarının drone’lar ile tespiti ve bakım teknisyenlerinin robot teknolojileri ile desteklenen depo yönetim sistemlerinde ihtiyaç duydukları parçaya en hızlı şekilde erişimleri gibi uygulamalar aktif olarak kullanılmaktadır. Bu robotik uygulamalar lojistik planlamaların daha hızlı bir şekilde ve daha az hata ile yapılmasına katkı sağlamaktadır. Robot teknolojilerinin kullanım alanı daha da genişleyecektir. Örneğin İlerleyen süreçte check-in ve kiosk sistemlerinde de robot kullanımları gündeme gelecektir. Bu da operasyonun daha hızlı ve doğru bir şekilde yönetilmesini sağlayacaktır.”
Bu noktada da robotların insanların yerini alacağını düşünmediğini ifade eden Barış Fındık, bu tür teknolojilerin; rutin ve tanımlanabilir işlerin robotlarla yapılması, insanların daha katma değerli işlerde çalışabilmesi ve işlerini robot desteği ile daha kolay yapabilmelerini sağlayacağını kaydetti.
Barış Fındık sözlerini şöyle sürdürdü: “Şu anda dünyada tahmini olarak 2,8 milyar cihazın kullanımda olduğu düşünülüyor, 2020 yılında bu sayının 50 milyara çıkması bekleniyor ki, bu cihazların bu kadar hızlı bir şekilde yaygınlaşması, üretici firmaların maliyetleri kısmak ve hızlı üretim yapmak için güvenlik önlemlerinden feragat etmesi ile sonuçlanıyor. Bu nedenle nesnelerin interneti projeleri yapacak olan şirketler, bu cihazların güvenliği konusunda tedbirli davranıp, proje planına mutlaka güvenlik adımları eklemeli ve proje takımında güvenlik ekiplerinden paydaşlar bulundurmalılar. Bu konuda standartların henüz oluşmaması firmaların en fazla zorlanacağı diğer bir konu olacak.”

Havalimanı Operasyon Kontrol Merkezleri, mobil yönetim sistemlerinin en önemli müşterisi olacak
TAV Teknoloji Genel Müdürü ve TAV Havalimanları Holding CIO’su Binnur Güleryüz Onaran da itici güçlerinin dijital stratejiler ve dijital dönüşüm olduğunu belirterek, “Dijital dönüşümün bizce en önemli teknolojik destekçileri bulut bilişim, büyük veri, nesnelerin interneti, robotlar, mobil ve giyilebilir teknolojilerdir. Aynı zamanda bunlar, lojistik ve havacılık sektörünü derinden etkileyeceğini düşündüğüm teknolojiler. Bagaj işleme/dağıtım/yükleme sistemlerinden, uçuş bilgi süreçlerinin yönetimine, havalimanındaki tüm kaynakların verimli şekilde tahsis edilmesinden yolcuların kontuar, güvenlik alanlarındaki işlemlerine kadar birçok karmaşık iş sürecinden oluşan havalimanı bilgi teknolojilerinin ve servislerinin 7/24 kesintisiz operasyonu için bilgi, tecrübe, iyi bir iletişim dışında son teknolojileri de doğru bir şekilde işimize adapte etmeniz gerekiyor. Akıllı havalimanı yaklaşımımız bunun bir çıktısı aslında” dedi.
IoT’nin bir yansıması olarak giyilebilir cihazlar konusunda çalışmalarının devam ettiğini söyleyen Onaran, “Çalışmalarımızı odakladığımız temel teknolojiler otonom servisler, giyilebilir kameralar, sanal gerçeklik, giyilebilir tarayıcılar, el terminalleri, akıllı saat, kulaklık ve giysiler olarak sıralayabilirim. Saha destek, bagaj ayrıştırma, uçak altı bagaj yükleme, lojistik ve dağıtım süreçlerinde bu cihazların pozitif etkilerini görmekteyiz. Süreçlerimizi ne kadar anlık ve sürekli izleme imkânına sahip olursak, sistemlerin birbirleri ile olan iletişiminin de o kadar çok verimli ve üretken olacağına inanıyoruz” diye konuştu.
Gelecek hakkında da konuşarak, Havalimanı Operasyon Kontrol Merkezi’nin (HOKM) bir havalimanının kalbi olduğunu dile getiren Onaran şöyle devam etti: “HOKM’ler mobilite ve mobil yönetim sistemlerinin gelecekteki en önemli müşterisi olmaya adaydır. Gezen personelin kullanacağı akıllı gözlükler, şapka ya da kulaklıklar ile etraftan toplanan veriler bu merkeze anında iletilecek, anlamsal analizlerden geçirilerek anormal bir durum varsa birlikte çalışma ve karar verme sistemleri sayesinde havalimanının tüm ilgili personeline uyarı yapılabilecek. Böylece güvenlik, yığılma, yangın gibi birçok alanda hızlı anlık kararların alınması sağlanabilecek. AR-GE ekiplerimiz ile yakından takip ettiğimiz ve sektöre olumlu etkisinin olacağını düşündüğüm bir başka teknolojik ilgi alanımız da 5G. 5G teknolojisi ile birlikte lojistik ve ulaşım sektöründeki robot, drone, IoT gibi akıllı teknolojilerin kullanımının daha etkin olacağını düşünüyorum. 10 Gbps ver bağlantı hızları ve 1 milisaniyelik tepkime sürelerini destekleyecek şekilde geliştirilen 5G sayesinde dokunsal internet dediğimiz internet aracılığıyla uzaktaki nesnelere anlık dokunabilme ve bunu hissedebilme gerçek olacaktır. IoT cihazlarının güvenli ve hızlı bir şekilde internete bağlanabilmesi için SIM kartsız birbirleri ile düşük enerji tüketimi ve gecikme süreleri sağlayarak konuşabilmeleri mümkün olacak. İlaveten 5G’nin ağır makinelerin ve fabrika otomasyonlarının uzaktan kontrolü, tesis ve operasyon süreçlerinin gerçek zamanlı izlenmesi gibi durumları da daha etkin kılacağını düşünüyoruz. 5G’nin getirdiği güvenli ve hızlı iletişimin en çarpıcı etkisi Google, Tesla gibi firmaların da üzerinde çalıştığı otonom sürüş, akıllı araçlar. Tüm otonom araçların birbirleri ile ve çevredeki tüm diğer birimlerle (trafik lambası, trafik işaretleri, akıllı şehrin sensör sistemleri) 1 milisaniyelik gecikmeler ile konuşabilmesi, gerektiğinde yüksek hızda gerçek zamanlı zengin içeriklere ulaşılabilmesi, bunların hızlı biçimde anlamlandırılıp işlenmesi ile daha güvenli bir yolculuk bizi bekliyor olacak. Havalimanı içerisinde veya apronda kullanılacak otonom araçların hatta robotların daha verimli ve güvenilir çalışması mümkün olacaktır.”
Otomasyon ve robot teknolojileri sayesinde lojistik sektöründe yüksek verimlilik, hız, düşük maliyet, basitlik ve hatasız operasyonlara ulaşmanın mümkün olacağını kaydeden Binnur Güleryüz Onaran, bu tür teknolojilerin hayata geçirilip yaygınlaşmasının zaman alacağını da özellikle vurguladı. Onaran şöyle konuştu: “Robot teknolojisi ve yapay zekâ çalışmalarının hızla geliştiği günümüzde robotların aktif olarak bazı sektörlerde kullanımı ve akabinde de insanların yerini alması kaçınılmaz bir gerçektir. Aynen bilgisayarların iş hayatımıza girişinde olduğu gibi. Lojistik ve depolama sektörü de bundan fazlasıyla nasibini alacaktır. İnsan tabanlı görevler örneğin; ürün sayımı, ayrıştırma, yerleştirme, taşıma artık robotların kollarında daha efektif ve hatasız olabilecek. Biz ise insan gücünü yine teknolojik altyapıları daha fazla kullanır kılıp örneğin giyilebilir cihazları, mobiliteyi işin içine daha fazla dâhil edip karmaşık süreçlerde, görevlerde kullanacak ortamları sağlamalıyız. Bu da esnekliğimizi, dinamizmimiz, verimimizi artıracak, sürdürülebilirliğimizi sağlayacaktır. Şunu tekrardan üstüne basa basa vurgulamak isterim ki robotların, yüksek teknolojik ürünlerin daha aktif kullanılacağı, sektörlerin yeniden şekilleneceği, alışılagelmiş iş yapış şekillerinin değişeceği bu gelecek çağ ki buna endüstri 4.0 diyoruz, teknoloji ile donatılmış, kas gücünden çok beyin gücünün kullanıldığı insan odaklı bir çağ olacaktır. Yeter ki bu çağa ülke ve insanlarımız ile hazırlıklı girelim.”
IoT’nin kullanımının çok kritik olduğunu ifade eden Onaran, lojistik sektöründe IoT kullanılması durumunda titizlik ile yaklaşılmasının önemini vurguladı. Binnur Güleryüz Onaran, “Düzgün kurgulanmış bir yapı ile siber tehditlere karşı en etkili güvenlik önlemlerini almak mümkün. Cihazların katıldığı ağ içerisinde çok katmanlı koruma stratejilerini hayata geçirmeliyiz. Siber saldırılara karşı servislerimizi tasarlarken en başından alınacak güvenlik önlemlerini, örneğin mobil bağlantının güvenliği, 4G/5G kullanımı, verilerin şifrelenmesi, MDM kullanımı düşünülebilir. Yeterince önem verilmediğini düşündüğüm bir alan da cihazların ve sistemlerin yazılım güncellemelerinin, yamaların zamanında ve eksiksiz yapılması. Hacker’ların iştahını kabartan bu durumu özellikle kritik operasyonlar gerektiren lojistik, ulaşım, sağlık gibi bizim ilgi alanımıza giren alanlarda atlamamız, gerekli hassasiyeti göstermemiz gerekir. Beni en çok endişelendiren konulardan birisi de cihaz üreticilerinin güvenlik olgusunu yeterli bir şekilde ele alıp, düşünüp ürünlerini buna göre tasarlayıp, testlerini yapıp sahaya sürmemeleri. Tabii bunda standartların, yasaların hazır olmaması ve yeteri kadar kontrollerin yapılmıyor olması da etken. Bu cihazları kullanan firmaların da olağandışı trafikleri tespit edebilmek için düzenli ağlarını izlemesi, sızma testleri yapması ve güvenlik politikalarını güncel tutup şirket içerisinde uygulanmasını iç denetimlerle de güçlendirerek sağlaması gerekir” şeklinde konuştu.

TAV’ın hayata geçirdiği servis ve üzerinde çalışmaya devam ettiği proje örnekleri:
*Yolcular olarak çok farkında olmasak da bagajlarımızın seyahati ile ilgili havalimanında kontuarlarda bagajımızı teslim ettiğimizden andan itibaren uçağa yerleştirilene kadar çok kritik ve zor bir süreç yürütülmektedir. Bizim bagaj altı olarak adlandırdığımız bagaj yönetim sisteminde otomasyon süreçleri çok önemli ve gereklidir.
*Yer hizmetleri firmamız HAVAŞ için geliştirdiğimiz HAVAŞ CLC (Centralised Load Control) uygulaması ile HAVAŞ çalışanı bir harekât memurunun uçak altından hiç ayrılmasına gerek kalmadan mobil terminal kullanarak uçağa yüklenen yük ile ilgili olarak Yükleme Formu (load sheet) sürecinin hatasız ve eksiksiz olarak yürütülmesi sağlanmaktadır. Bunun sayesinde de uçak altı operasyonlarda personel verimliliği ve süreç güvenliği sağlanmıştır.
*Yüzde yüz yerli, TAV Teknoloji mühendisleri tarafından geliştirilen bir diğer gurur duyacağımız ürünümüz BRS (Baggage Reconcilation System) ile yer hizmetleri çalışanları ellerindeki mobil terminalleri kullanarak bagajların uçağa gitmeden önceki son kontrolünü yapıp bagajın sahibi yolcunun uçağa girip girmediğini online kontrol edip bagajın uygun taşıyıcı arabaya konmasını sağlar. Bu hem güvenlik hem de göz ile yapılacak hatalı kontrollerin önüne geçerek verimliliği artırır.
*Bagaj teslimi ve yolcu check-in süreçlerinin otomasyonu, insansız bir şekilde yapılmasını sağlayan hareketli robot veya sabit akıllı kontuarlar ile ilgili AR&GE faaliyetlerine ve prototip çalışmalarına devam etmekteyiz.
*Havalimanı içerisinde konumlandırılan çeşitli algılayıcılar sayesinde elde edilen yoğunluk verisinin analizi mümkün olmakta. Bu çalışma ile de yoğun güvenlik, pasaport kontrol gibi bölgelere hızlı bir şekilde destek sağlanmasının önünü açıyoruz.

Categories: DOSYA KONULARI

About Author

Write a Comment

Your e-mail address will not be published.
Required fields are marked*