Sürücü koltuğunda dijital devrim!

Sürücü koltuğunda dijital devrim!

Havalimanından misafirinizi alarak evinize getiren bir otomobil hayal edebiliyor musunuz? Ya da siz çağırdığınızda uzaktaki bir otoparktan kapınıza kadar gelen bir araç… Tüm bunlar hayalin ötesine geçiyor. Otonom araçlar artık hayatımızda!
Otomotiv endüstrisinin, yeni sanayi devrimi ile paralel ilerlediği günümüzde, yapay zekâ ve IoT gibi gelişmeler otomobillere uzaktan erişimi mümkün kılarken, bunun bir adım ötesi karşımıza sürücüsüz araçlar olarak çıkıyor. Araç teknolojilerinde bir devrim niteliği taşıyan bu gelişmelerin ilerleyen yıllarda kullanıcılar için vazgeçilmez olmasına kesin gözüyle bakılıyor.

Otonom araçların önündeki en önemli engel sosyal ve hukuki yapıda gereken değişim!
Konuyla ilgili konuşan Bilgi Teknolojileri ve İnovasyon Müdürü Erdal Kemikli, Türkiye’nin yeni nesil teknolojilerin kullanımında öncü rol üstlendiğini söyleyerek, bu noktada otomotivdeki otonom araçlar gibi yeni nesil teknolojilerin de kısa sürede yaygınlaşacağına inandığını belirtiyor. Kemikli, “Burada kritik bir nokta ise yasal düzenlemelerin hızlıca yapılabilmesi olacak” diyor.
Yabancı iş ortakları sayesinde Türkiye dışında yapılan çalışmaları yakında takip etme imkânları olduğunu kaydeden Kemikli, hatta projelerin bir parçası olma şansına da sahip olduklarını belirtiyor. Erdal Kemikli, “Bu bilgi ve deneyimler ışığında Türkiye’de bir geç kalma durumundan bahsetmek doğru olmaz. Bağlanabilen araçlar için gereken teknolojiler tüm dünyada halen üreticiler arasında bir standart olarak tanımlanamadığı için henüz emekleme aşamasında” diyor. Yeni teknolojilerin her zaman ek maliyet anlamına geldiğini söyleyen Kemikli, bu nedenle bu tür teknolojilerin ilk olarak lüks modellerde kullanıldığını dile getiriyor. “Üretim arttıkça maliyetler düşecek ve otonom araç teknolojileri pek çok araç modeli için alınabilen standart opsiyonlar haline gelecek” diyen Erdal Kemikli, otonom araçların önündeki daha önemli engelin sosyal ve hukuki yapıda gereken değişim olduğunu ifade ediyor.
Yeni nesil teknolojilerle birlikte internet kullanımın yaygınlaşmasının güvenlik noktasında sorun yaratıp yaratmayacağını sorduğumuz Kemikli bunu şöyle yanıtlıyor: “Araçların adeta internete bağlı bilgisayarlar olarak gelişmesi elbette bilgi ve sistem güvenliği alanlarında yeni kaygılar doğuruyor. Yeni nesil teknolojilerin kullanımı bir araba bilgisayarının kontrolünün uzaktan ele geçirilmesi gibi daha önce söz konusu olmayan riskleri ortaya çıkarabilir. Ancak otomotiv üreticileri de güvenli sistemler geliştirme konusunda ciddi bir geçmişe sahip. Bu deneyimlerini ve yaklaşımlarını yeni oluşan riskleri en aza indirecek bağlanabilen ve otonom araçlar tasarlamak konusunda kullanacaklar.”
Çok hızlı bir şekilde dijitalleşen otomotiv teknolojisinde yeterince yol alınamadığını belirten Erdal Kemikli, tasarım ve Ar-Ge alanlarında oldukça gelişmiş otomotiv sektörünün donanım ve yazılımdan oluşan dijital komponentleri konusunda da daha hızlı ilerlemesi gerektiğinin altını çiziyor.

Gelişmeye kapalı bir otonom teknoloji alanları meydana gelebilir

ALJ Otomotiv Bilgi Teknolojileri Müdürü Murat Bilişik ise, otomotiv sektörünün kavramsal bir dönüşüm içinde olduğunu söyleyerek, “Buharlı makinelerden sonra ilk içten yanmalı otomobil yapılması, at arabalarından otomobile geçiş ile başlayan dönüşüm günümüzde otonom araçlara kadar gelmiştir. Otonom araçlarla birlikte otomobil kavramından beklentiler de hızlıca değişmektedir. Otomobil sektörü bu beklentilere yanıt verebilmek için hızlı hatta devrimsel bir dönüşüm içinde bulunmaktadır. Dünya üzerindeki bilinen ve klasik otomobil markaları sadece elektrikli araç üretimi vizyonu ile baktıklarında bu dönüşümün gerisinde kalacaklardır. Yeni ulaşım araçlarında, klasik otomobil ve ihtiyaçlarını dışına çıkabilen yeni markalar ön plana çıkacaktır” diyor. Bilişik bu konuyu bir örnekle açıklıyor: “Şöyle bir örnek ile bütünleştirebiliriz. Havaalanından bir misafirimi karşılama gerekiyor. Otonom aracıma havaalanından misafirimi karşılaması için gerekli komutu verdiğimi düşünelim. Otonom araç gelecek uçağı bilgilerine göre rötar yapıp yapmayacağını, havaalanına ulaşıncaya kadar şehir trafiğine göre optimum navigasyon ve varış sürenin hesaplanması ve hatta diğer uçuşların oluşturacağı hava trafiğinden dolayı bagaj işlemlerinin uzayabileceği gibi hesaplamalar ile araç sürücüsü olmadan havaalanına ulaşabilir. Kimlik doğrulayarak doğru kişinin araca binmesini sağlayabilir ve otonom araç misafirinizi getirebilir. Buna benzer sürücüsüz olarak birçok ürünün transferi yapılabilir.”
Türkiye’nin de otomotivdeki dönüşümü yakalama şansına sahip göründüğünü ifade eden Murat Bilişik, ancak Türkiye’nin bu dönüşüm için stratejik bir hedefinin olmadığına da dikkat çekiyor. Bilişik, “Otonom araç üretiminde aracın tamamını üretmese bile bu dönüşümde otonom teknolojilerin bir kısmında stratejik kararlar alabilir. Türkiye’nin bu dönüşü kaçırılmadan bir strateji belirlenmesini umut ediyorum” diyor.
Otomotiv endüstrisinin üretim alışkanlıklarını değiştirmesinin kolay olmadığını kaydeden Bilişik şöyle devam ediyor: “Bu dönüşümde iş süreçlerini klasik üretim süreçlerinin dışına çıkabilen yeni markların ve firmalar öne çıkması kaçınılmaz görünüyor. Bu fırsat aynı zamanda Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler içinde geçerlidir. Elinizde hiç bir şey yok ise istediğiniz yerden ve istediğiniz şekilde başlayabilirsiniz. İnovasyonda, iş modelleri ve süreçler konusunda daha rahat geliştirme fırsatı oluşturmaktadır. Türkiye geç kalmadı fakat hala bu konuda bir strateji görülmediği için daha çok sektör gelişmelere izlemekle yetindiğini oluşan gelişmelere göre bir strateji belirlemeye çalıştığını düşünüyorum. Otonom araç teknoloji size bunları aşacak yeni fırsatlar sunuyor.”
Yeni nesil teknolojilerde internetin kaçınılmaz olduğunu belirten Murat Bilişik, “İnternet teknolojisinin gelişimi, yeni teknolojileri oluşumunda, yeni teknolojilere uyum, sosyal ve davranışsal olarak değişimde büyük bir motivasyon oluşturmaktır. Dijital dönüşüm tartışmalarının içerisinde önemli bir kavram olan nesnelerin interneti bulunmaktadır. Otonom araçlarda nesnelerin internetinde bir yer bulacaktır. Bir otonom araç içinde araç ve siz internet ağı içinde birlikte olabileceksiniz. Bununla birlikte güvenlik daha ön plana çıkacaktır. Bu konu Hollywood filmlerine bile yansımış durumda. Asıl sorunun şu olduğunu düşünüyorum. Otonom araç genel internet içinde mi olmalı mıdır? Eğer siz erişebiliyorsanız başkaları da erişebilir. Hacking’de erişim sadece zaman sorunudur. Güvenlik ön planda olacak ve üretici firmalar güvenliği sağlamak için kapalı ağlar ve protokoller geliştirecektir. Her markanın kendi etkileşimli ağı bulunacaktır. Ortak protokoller konusunda bir araya çok zor geleceklerini inanıyorum. Buda parçalı gelişmeye kapalı bir otonom teknoloji alanları meydana getirecektir” diye konuşuyor.
Bilişik şöyle devam ediyor: “Türkiye ekonomisinde, otomotiv sektörü üretimde lokomotif bir sektör olmasına rağmen yeni teknolojiler için yeterli yatırım yapıldığı görülmemektedir. Türkiye otomotiv sektörünü stratejisinde hangi sıraya koyacağına göre değişecektir. En büyük eksikliğin strateji olduğunu düşünüyorum.”

Otonom sürüş çok yakın bir gelecekte yaşamın bir parçası olmaya hazırlanıyor
Renault Mais Genel Müdürü Dr. Berk Çağdaş ise, otomobil taleplerinin dünyada birçok ülkede ihtiyaçların şekillendirdiği bir yapıya haiz olduğunu kaydederek, “Bu sebeple ekonomik ve sosyal refah, toplumsal ve kitlesel hareketler, savaş ve çatışmalar dünyada insanların yaşam standartlarını yakın etkileyip değiştirebiliyor. Otomotiv talebinin de benzer şekilde olmaması düşünülemez. Büyük çoğunlukla tüketicinin temel ihtiyaçlarını karşılayacak, çevreye duyarlı ve daha ekonomik işletme masraflarına sahip araçlar öne çıkacaktır. Bir süredir uluslararası otomobil fuarlarında tüm markaların konvansiyonel modellerinin yanı sıra, elektrikli ve hibrit modeller sergilemesi tesadüf değil” diyor.
Diğer taraftan teknolojinin günlük yaşamın vazgeçilmez bir unsuru haline gelmesi ve güvenlik konusuna verilen önemin sonucu olarak otonom sürüşün, çok yakın bir gelecekte yaşamın bir parçası olmaya hazırlandığını ifade eden Çağdaş şöyle konuşuyor: “Yapılan araştırmalar trafik kazalarının yüzde 90’ından fazlası insan hatasından kaynaklı olduğunu gösteriyor. Renault markası, 50 yılı aşkın bir süredir yol güvenliğini iyileştirmek için aktif olarak çalışıyor. Otonom araç ise güvenlik üzerine yapılan bu çalışmaların bir uzantısı. Renault’nun geçtiğimiz yıl Paris Otomobil Fuarı’nda tanıttığı konsept modeli TREZOR da elektrikli bir otomobil, aynı zamanda otonom sürüşe de imkan sağlıyor. TREZOR, 2020’nin ardından yasal düzenlemeler çerçevesinde Renault’nun, tamamen güvenli “eyes-off / hands-off (eller serbest / gözler serbest) teknolojisini geniş kitlelere uygun fiyata ulaştırma stratejisini simgeliyor.”

Güvenlik noktasında sigortacılık yapıları da otonom teknolojilere paralel olarak değişecektir
Otokar Otomotiv BT Müdürü Altuğ Soydan da otomotiv sektörünün yeni nesil teknolojiler konusunda lokomotif olduğunu belirterek, “Endüstri 3.0 da da böyleydi, 4.0 da da böyle olacaktır. Zira Otomotiv sektörü gibi son derece komplike yapılarda iletişim içinde olması gereken çok sayıda sensör ve data var. Bu nedenle de Endüstri 4.0 ile en çok öne çıkan verilerin iletişim içinde olması hususu otomotivi öne çıkartmaktadır. Türkiye de de son zamanlarda devreye alınan devlet destekleri ve ucuz iş gücü algısının başka ülkelere doğru kayması endişesi ile zorunlu bir atılım öngörüyorum. Bunu bizzat kendi çalıştığım şirket bünyesinde yapılan dijitalleşme çalışmalarında da hissedebiliyorum” diyor. Bağlanabilen araç teknolojisi noktasında Türkiye’nin geç kalmadığını kaydeden Soydan, bunu bir örnekle açıklıyor: “Otokar, Koç Sistem ve İspak’ın da paydaşı olduğu 7 ayrı ülkeden 21’den fazla iş ortağı katılımıyla yürütülmüş olan CoMoSef (Co-Operative Mobility Services of the Future ) projesinde, Türkiye konsorsiyumu araç üstü demo’yu gerçekleştiren tek konsorsiyum olma özelliğini taşıyor. Ayrıca, Türkiye konsorsiyumu tarafından yürütülen proje, Avrupa’da başarılı uygulamalar arasında gösterildi. Projesi ile akıllı otobüsler birbirleriyle, yol kenar üniteleri ve trafik sinyalizasyon sistemiyle konuşacak. Bu ve benzeri çalışmaların ülkemizde yapılıyor ve destekleniyor olması geç kalmadığımızın en somut göstergesidir.”
Otonom teknolojilerinin de diğer teknolojiler gibi ilk doğduklarında maliyetlerinin yüksek olduğunu ifade eden Altuğ Soydan, teknoloji geliştikçe maliyetler de düşeceği için hızlı bir yayılmanın söz konusu olacağını sözlerine ekliyor. Soydan şöyle konuşuyor: “Buna en büyük örnek LIDAR teknolojisidir. LIDAR pahalı olduğu için otonom maliyetleri de pahalıydı ancak Tesla bu teknoloji yerine yazılım tabanlı görüntü işlemeli teknolojiler kullanarak maliyetleri oldukça aşağılara çekebildi. Bir başka açıdan da bakacak olursak önümüzde bir elektrikli araç gerçeği var. Bu araçların yaygınlaşabilmesi için belli altyapıların da ürün piyasaya çıktığında hazır olması gerekiyor. Maalesef talep az olunca maliyet fazla oluyor. Maliyet fazla olunca da haliyle talep de az oluyor. Bu bir kısır döngü ve bu kısır döngüler de zamanla teknolojinin evirilmesi ile kendi kendine çözülüyor. Teknolojinin ucuzlaması süreci devam ederken üreticiler üretim ve satış sonrasında müşteriye dokunan her kanalda teknolojiyi etkin bir şekilde kullanmaya devam edecek olsa da müşteri tam olarak teknolojik bir araca kavuşma hayali için bekleyecektir.”
Otomotiv sektöründe güvenlik konusunun da zaman zaman sorun olabileceğini dile getiren Soydan şöyle devam ediyor: “Konunun üzerinde hassasiyetle durulmalıdır. Sorunları aracın hack’lenmesi ya da araç içindeki kişilerin araç içi networkteki bir zafiyet üzerinden hack’lenmesi şeklinde ikiye ayırabiliriz. Burada her iki durumda da olası saldırılarda sorumluluklar yasal olarak net bir şekilde ortaya koyulabilirse üreticiler de kendilerini emniyete almak adına gerekli yatırımı yapacaktır. Geçmişte bankacılık işlemleri internet üzerinden yapılmıyorken bankalar internet güvenli değil diye işlemleri internetten yapmamak üzerine kurulu bir politika ile kısa ve uzun vadeli stratejik planlarını hazırlamadılar. Üreticiler teknolojiyi üretimlerine entegre ederken güvenlik anlamında da gerekli yatırımı yapmaktan imtina etmeyeceklerdir. Kaldı ki, bu tarz güvenlik zafiyetlerinin şirketlerin imajlarına ne kadar büyük ve kalıcı zararlar verebildiğini web siteleri hack’lendiğinde dahi net olarak görebiliyoruz. Bence bu süreçte sigortacılık kavramları ve yapıları da bu teknolojilere paralel olarak değişecek ve gelişecektir.”

Categories: DOSYA KONULARI

About Author

Write a Comment

Your e-mail address will not be published.
Required fields are marked*