Ünlü tarih müzesinde yaşamın 4,5 milyarı nasıl dijitalleşti?

Ünlü tarih müzesinde yaşamın 4,5 milyarı nasıl dijitalleşti?

Ulusal Tarih Müzesi yeni ziyaretçi deneyimleri yaratmak ve bilimsel araştırmaları geliştirmek için devasa koleksiyonunu dijital hale getiriyor. Nasıl mı? İngiltere’nin bu önemli kültür mekânının dijital dönüşümünü, CIO David Thomas’tan dinledik…
İngiliz Ulusal Tarih Müzesi CIO’su David Thomas, yaşamın 4,5 milyar yılını belgeleyen 80 milyon örneği dijitalleştirme projesinin tam ortasında. Son 250 yıldır bir araya getirilen dört milyonu aşkın örneğe artık Ulusal Tarih Müzesi veri portalından ulaşılabiliyor. Amaç beş yıl içerisinde 20 milyon numuneyi dijitalleştirmek.

“Çoğu müze oldukça küçük koleksiyonlara sahip ve bunların önemli bir kısmı sergileniyor” diye konuşuyor Thomas. “Ulusal Tarih Müzesi’nde 80 milyon örneğe sahibiz ve bunların 3 bini sergileniyor. Dolayısıyla koleksiyonu dijital hale getirebilmek halk için olduğu kadar bilimsel amaçlar için de olağanüstü.”
Araştırmacılar dünya gezegeninin jeolojisi ile başlayan ve güneş sistemine uzanan nesnenin geçmişi, bugünü ve geleceğini gün yüzüne çıkarmak için koleksiyonlar üzerinde çalışıyor.
Örneklerden elde edilen verilere iklim, biyo çeşitlilik ve insan sağlığı dâhil olmak üzere birçok alandaki yüzü aşkın bilimsel çalışmada atıfta bulunuldu.

Geleneksel olarak araştırmacılar sadece fiziki materyallere erişebiliyordu. Artık onlar orijinalinin karakteristiğine sahip olan dijital ikizlerine erişim sağlayabiliyor ve bozulmalarından evvel onları muhafaza edebiliyor.
“Bu koleksiyonlar için gerçekten önemli,” şeklinde konuşuyor Thomas. “Dün eski DNA kalıntılarına baktığımız, Çedar insanından DNA aldığımız ve Çedar insanının bir resmini oluşturduğumuz bir çalışmadaydım. Tüm bunlar dijitalleşme ve veri sayesinde oluyor.”

Dijitalleştirme süreci
70 bin 667 slaytlık bir parazitik böcek koleksiyonundan 548 yaşındaki bir kitaba değişiklik gösteren tüm nesneler 3D imajlara dönüştürülmek üzere fotoğraflanıyor veya taranıyor. Nesne tanıma yazılımı örnekleri otomatik olarak türüne göre kategoriye ayırabilecek şekilde analiz edebilir.
Müze aynı zamanda büyük ölçekli örneklerden gelen verileri çıkarmak ve ardından görselleri etiketlemek için otomatik öğrenme ve metin tanıma ile denemeler yapıyor.
“Her ne olursalar olsunlar bunlar oldukça hassas nesneler,” diyor Thomas. “Mikroskop ölçeğinde de bir mavi balina ölçeğinde de olabilirler. Kontrol ve hareket ettirmek için çok farklı büyüklüklere ve ölçeklere sahip olduklarından yerinde dijitalleştirme bizim için gerçekten önemli.”
Dijitalleşme araştırma süreleri ile maliyetleri aşağı çeker ve aynı zamanda yeni analiz metotlar sunar. Bir araştırma ekibinin kelebek verileri ile yüzyılı aşkın sıcaklık kayıtlarını incelerken bulduğu gibi.
Onların karşılaştırması ısınan iklimin İngiliz kelebeklerin daha erken ortaya çıkmasına neden olduğunu, tırtılların yediği bitkiler henüz ulaşılabilir olmayabileceğinden bu durum onların hayatta kalma şansını azaltabileceğini gösterdi.

Dijital müze
Ülke çapındaki müzeler giderek azalan ziyaretçi sayısından muzdarip. Geçtiğimiz yıl Ulusal Tarih Müzesi’ni 4,4 milyon kişi ziyaret etti ki bu 2016’ya göre yüzde 12’lik bir düşüşe karşılık geliyor.
“Dijital Müze” konsepti rakamları fazlaca artırabilir ve inovatif, kişiselleştirilmiş deneyimler yoluyla yeni gelir sistemlerini gün yüzüne çıkartabilir.
Ziyaretçiler sanal olarak örnekleri ellerine almak, ilgilerine göre optimize edilmiş mobil içerikler almak için Sir David Attenborough tarafından barındırılan artırılmış gerçeklik deneyimini tecrübe edebilir.
Ulusal Tarih Müzesi, konum tabanlı hizmetler ile gerçek zamanlı analitikleri destekleyen kablosuz ağ altyapılarını getirmek için Cisco ile çalıştı. Böylelikle onlar trafik hareketlerini anlayabiliyor ve müze yerleşimini elden geçirebiliyorlar. “Söz gelimi ön kapınız kapalı olduğunda bu binaya başka bir yoldan girebilmeleri için beş milyon ziyaretçiyi yönlendirmek zorunda olduğumuz manasına geliyor,” diye konuşuyor Thomas.
“Bu yapması kolay bir iş değil. Bu her gün futbol büyüklüğündeki bir topluluk. Nereden döneceğini bilmiyorsunuz ve şayet yağmur da varsa bu iki kat daha güç olacak.”

Doğayı korumak için açık veri
Ulusal Tarih Müzesi yılda 700’ün üzerinde araştırma yayınlayan 300’den fazla bilim insanının evi. Onlar müzenin inanılmaz koleksiyonunda gizli kıymetli bilimsel bilgileri kendilerine saklayabilirler ama bunun yerine onlar tüm dünyayla paylaşmayı seçiyor.
“Buna çok kapalı bir şekilde bakarsak o zaman muhtemelen elimizde olanları hiçbir zaman açıklayamaz ve topluluk da aynı şekilde bundan fayda sağlayamazdı,” diyor Thomas.
“İşte burası bizim varsayılan olarak açık olacağımızı söylediğimiz yer. En çok ticarileşebilir varlıklarımızın bazıları ile en hassas varlıklarımız için fazlasıyla dikkatliyiz ve ticari olmayan anlaşmalar altında lisanslamalar yapıyoruz fakat çoğu şey açık bir biçimde ulaşılabilir ve insanlar onları görebilir. Topluluk için büyük resmi düşünüyoruz.”

Bu koleksiyonlardaki verilerin kilidini açmak gıda güvenliği, iklim değişimi ve doğal felaketler etrafındaki global güçlüklerin çözülmesine yardımcı olabilir.
“1920’lerdeki bir volkanik püskürme hakkında konuşan bir volkan bilimci vardı ve bir kişi ilk patlamadan itibaren her 20 dakika için magmayı örnekleyerek bunu kaydetti,” diyor Thomas.
“Bu 1920’lerden günümüze ulaşan verilere dair çok önemli bir olay çünkü size volkanların nasıl patladığını anlatabilir. Şayet bunu herkes için ulaşılabilir yapmazsanız nasıl olduğunu hiç kimse bilemez.”

Categories: CIO RÖPORTAJLARI

About Author

Write a Comment

Your e-mail address will not be published.
Required fields are marked*